Kavak Meslek Yüksekokulu
Permanent URI for this collectionhttps://acikerisim.samsun.edu.tr/handle/123456789/30
Browse
Recent Submissions
Item Evaluation of potential flood areas in the Basin of Lake Ladik through AHP and GIS integration, (Samsun, Türkiye)(Jeomorfolojik Araştırmalar Dergisi, 2024-09-12) Ocak, Fatih; Muhammet, BahadırTaşkınlar küresel ölçekte birçok ülkenin sorunudur. Türkiye’de özellikle yaz aylarında Karadeniz Bölgesi kıyı kuşağında büyük taşkınlar meydana gelmektedir. Yaşanılan taşkınların sayısı ve tahrip etme güçleri her geçen gün artmaktadır. Taşkınların oluşumunu engellemek mümkün değildir. Ancak bir afet karakterine dönüşmesini engellemek için gerekli önlemleri almak mümkündür. Taşkın ve benzeri doğal afetler için son zamanlarda duyarlılık analizleri gerçekleştirilmekte ve sonuçları karar vericilere yardımcı olmaktadır. Bu çalışma kapsamında Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Samsun iline bağlı Ladik Gölü Havzası’nda birden çok coğrafi faktörün bir arada kullanılmasıyla taşkın duyarlılık analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışmada çok kriterli karar verme yöntemlerinden olan Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP), Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve Uzaktan Algılama (UA) teknikleri kullanılmıştır. Bu kapsamda dokuz (9) faklı coğrafi faktör (eğim, bakı, litoloji, toprak, havza boyutu, arazi kullanımı, yeryüzü şekilleri, yağış ve drenaj yoğunluğu) kullanılarak havzanın taşkın duyarlılık analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda taşkın için düşük, orta, yüksek ve çok yüksek olmak üzere dört (4) farklı düzey belirlenmiş ve havzanın %36,77’si düşük, %30,03’ü orta, %11,43’ü yüksek ve %21,77’si çok yüksek düzeyde gerçekleşmesi muhtemel taşkınlara karşı duyarlı çıkmıştır. Ayrıca elde edilen taşkın duyarlılığı sonuçları ile daha öncesinde yaşanmış olan taşkın olaylarının karşılaştırılması yapılmıştır. Böylece analiz sonuçları ile doğal gerçeklik korele edilmiştir. Çalışmanın sonuç kısmında ise sahada taşkın afeti öncesinde alınması gereken önlemler ve risk yönetimine yönelik yaklaşımlar sunulmuştur. Floods are a problem in-many countries on a global scale. In Türkiye, especially in the summer months, large floods occur in the Black Sea Region coastal belt. The number and the destructive power of experienced floods are increasing day by day. It is not possible to prevent the occurrence of floods. But it is possible to take the necessary measures to prevent it from turning into a disaster. Recently, susceptibility analyses have been carried out for floods and similar natural disasters and the results help decision makers. Within the scope of this study, flood susceptibility analysis was carried out by using multiple geographical factors together in the Basin of Lake Ladik of Samsun Province in the Black Sea Region. In the study, Analytical Hierarchy Process (AHP), Geographic Information Systems (GIS), and Remote Sensing (RS) techniques were used, which are multi-criteria decision-making methods. In this context, flood susceptibility analysis of the basin was carried out by using nine (9) different geographical factors (slope, aspect, lithology, soil, basin size, land cover, landforms, precipitation, and drainage density). As a result of the study, for floods, there were identified four (4) different levels as low, medium, high, and very high; 36.77% of the basin was found to be low, 30.03% was medium, 11.43% was high and 21.77% was found to be susceptible to possible floods at a very high level. The results of the study are also important for decision-makers make in flood risk planning.Item Determination of the development of settlements above earthquake susceptibility classes in Atakum district (Samsun/Türkiye)(International Journal of Engineering and Geosciences, 2024-06-05) Bahadır, Muhammet; Ocak, Fatih; Şen, HalithanIt is not possible to predict and prevent earthquakes in advance. Until now only a few seconds of time can be saved with prediction studies. Therefore, the most logical solution to overcome earthquakes with the least damage is to implement risk management plans. One of the most important studies carried out within the scope of these plans is to determine the earthquake susceptibility of the regions and accordingly, to identify the suitable areas for new settlements. The purpose of the study is to evaluate the extent of earthquake susceptibility in Atakum district and analyse its impact on the developing urban area. To determine the susceptibility, Geographic Information Systems (GIS) and Analytical Hierarchy Process (AHP) were used. For the application of the AHP method, 6 main geographical factors and 28 sub-factors including lithology, slope, distance to fault lines, landforms, maximum ground acceleration and soil permeability were analysed. The rate of weight was calculated for all factors and an earthquake susceptibility map was produced by weighted overlay. Then, the urban development process of Atakum district was determined with satellite images. In order to examine the development of the urban area on earthquake susceptibility classes in the last 23 years, Landsat 7 ETM for 2000 and Landsat 8 OLI/TIRS satellite images for 2013 and 2023 were used. According to the results obtained, the residential areas of Atakum city, especially on the coastline, in the embankment areas and on the alluvial plain floors, are located in the high and very high earthquake susceptibility area.Item 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinde yıkılan binalar ile zemin ilişkisinin incelenmesi ve depremde yıkıma uğrama riski analizi(Geomatik, 2024-08-15) Eraslan, Selim; Hatipoğlu, İlter Kutlu; Ocak, Fatih; Işık, Fatih; Halil İbrahim ZeybekDepremler, yıkıcı etkileriyle bilinen felaketlerdir. Bu özelliği nedeniyle depremler, zemini ve üzerindeki her yapıyı tehdit etmektedir. Bu araştırmada, 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen bölgelerdeki bina-zemin ilişkisi belirlenerek gelecekte oluşabilecek depremlerde binaların yıkılma riski analiz edilmiştir. Çalışma, depremin etkilediği 11 ilde gerçekleştirilmiş ve bu kapsamda, jeoloji, eğim, yükseklik, en büyük yer ivmesi, zemin geçirimliliği, büyük fay hatlarına yakınlık verileri kullanılmıştır. Yıkılan bina-zemin ilişkisi Uzaktan Algılama teknikleriyle belirlenmiş ve depremde yıkılmaya karşı riski değerlendirmek için ise Coğrafi Bilgi Sistemleri tekniklerinden yararlanılarak frekans oranı yöntemi uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; yıkımların %84'ünün düz alanlarda gerçekleştiği belirlenmiştir. Diğer taraftan yıkımların %49,7'sinin 0-500 m yükseklik aralığında, gerçekleştiği görülmüştür. Özellikle, yıkılan binaların %46'sının (110,8 km²) Kuvaterner dönemine ait alüvyon arazi üzerinde yer aldığı tespit edilmiştir. Bu çalışmada ele alınan toplam 108.812 km2 alanda yapılan deprem frekans analizine göre de alanın %43,72'si “Riskli” düzeyde yer almaktadır ve bu durum, bölgenin büyük bir kısmının önemli oranda deprem riski altında olduğunu göstermektedir. Ayrıca, depremde binaların yıkılma riskinin yüksek olduğu illerin başında Hatay, Adana, Osmaniye, Şanlıurfa, Kahramanmaraş ve Malatya gelmektedir. Çünkü bu illerde aktif fay hatlarının uzandığı ve alüvyon arazinin yaygın olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar, deprem riski taşıyan illerde yer seçimi ve yapı stoğu konularında daha fazla önlem alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. In this study, the building-ground relationship in the areas affected by the February 6 Kahramanmaraş earthquakes was determined, and the risk of building collapse in future earthquakes was analyzed. Remote sensing techniques determined the collapsed building-soil relationship, and the frequency ratio method was applied by utilizing Geographic Information Systems techniques to assess the risk of collapse in earthquakes. According to the research results, 84% of the collapses occurred in flat areas. On the other hand, 49.7% of the collapses occurred in the 0-500 m elevation range. In particular, it was determined that 46% (110.8 km2) of the collapsed buildings occurred on alluvial land belonging to the Quaternary period. According to the earthquake frequency analysis of the total 108,812 km2 area considered in this study, 43.72% of the area is at the "Risky" level, indicating that a large part of the region is at significant earthquake risk. Moreover, Hatay, Adana, Osmaniye, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, and Malatya are the provinces where the risk of collapse of buildings in an earthquake is high. These results reveal the necessity of analyzing by considering many criteria in determining residential areas in provinces at risk of earthquakes.Item Uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemleri kullanılarak yangın hasarının ve yangına duyarlı alanların belirlenmesi: Aydıncık (Mersin) ilçesi örneği, Türkiye(Doğal Afetler ve Çevre Dergisi, 2024-03-30) Ocak, Fatih; Cesur, Feride; Amira İsmail Aden; Sevim KeklikAkdeniz iklim kuşağında yer alan bir ülke olması sebebiyle Türkiye’de her yıl yüzlerce orman yangını meydana gelmekte ve bu yangınlar birçok zarara sebep olmaktadır. Bu zararın azaltılmasında orman yangınlarını önlemek ne kadar önemliyse yangın tahribatının azaltılması da o denli önemlidir. Dolayısıyla muhtemel bir yangın öncesinde hem erken yangın tespiti ve erken müdahale hem de tahribatın azaltılmasında orman yangınına duyarlı alanlar belirlenmelidir. Bu bağlamda Mersin’in Aydıncık ilçesinde 2021 Temmuz ayında meydana gelen orman yangınının oluşturduğu hasarı tespit etmek ve yangına duyarlı alanları belirlemek için bu çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde Uzaktan Algılama (UA) teknikleri ile yangın öncesi-sonrası arasındaki farkı belirlemek için Landsat 8 OLI/TIRS uydu görüntüleri kullanılarak NDVI (Normalize Edilmiş Bitki Örtüsü İndeksi), NBR (Normalize Edilmiş Yanma Şiddeti) ve dNBR (Fark Normalize Edilmiş Yanma Şiddeti) indeksleri hesaplanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise orman yangınına duyarlı alanlar belirlenerek Aydıncık ilçesinin Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) destekli orman yangını duyarlılık haritası oluşturulmuştur. NDVI indeksine göre 2020 yılında %13,43 olan çıplak arazi ve yerleşmelerin 2021 yılında %23,02’ye yükseldiği, farklı orman yoğunluklarının olduğu alanlarda ise azalma olduğu tespit edilmiştir. dNBR indeks sonuçlarına göre; %27,67’lik bir alanın (12.153,83 ha) yangından orta-yüksek derecede hasar gördüğü ve farklı bitki yoğunluğundaki alanlarda kayıplar olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, orman yangını duyarlılık analizine göre sahanın %7,82 çok düşük, %22,46 düşük, %28,65 orta, %28,56 yüksek ve %12,50 oranında çok yüksek duyarlılık gösterdiği tespit edilmiştir. many damages. Preventing forest fires is as important as reducing fire damage in reducing this damage. Therefore, areas susceptible to forest fire should be identified before a possible fire, both for early fire detection and early intervention and for reducing destruction. In this context, this study was carried out to determine the damage caused by the forest fire that occurred in Aydıncık district of Mersin in July 2021 and to identify fire-sensitive areas. In the first part of the study, NDVI (Normalized Difference Vegetation Index), NBR (Normalized Burn Ratio) and dNBR (Differenced Normalized Burn Ratio) indices were calculated using Landsat 8 OLI/TIRS satellite images to determine the difference between before and after the fire with Remote Sensing (RS) techniques. In the second part of the study, forest fire susceptibility areas were identified, and a Geographic Information Systems (GIS) supported forest fire susceptibility map of Aydıncık district was created. According to the NDVI index, it was determined that bare land and settlements increased from 13.43% in 2020 to 23.02% in 2021, and there was a decrease in areas with different forest densities. According to the dNBR index results, it was determined that 27.67% (12,153.83 ha) was moderately-highly damaged by fire and there were losses in areas with different plant densities. In addition, according to the forest fire susceptibility analysis, it was determined that the area showed 7.82% very low, 22.46% low, 28.65% medium, 28.56% high and 12.50% very high susceptibility.Item Web tabanlı CBS uygulamalarının afet ve acil durum yönetiminde kullanımı: Gümüşhane şehri örneği, Türkiye(Gümüşhane Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2024-05-02) Ocak, Fatih; Şirin, MürşitAsrın felaketleri olarak nitelendirilen 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Pazarcık (7.7 Mw) ve Elbistan (7.6 Mw) merkezli depremlerden sonra Türkiye’de afet yönetiminin ne kadar önemli olduğu ve dünyada ise afet riski taşıyan ülkelerin afet yönetimine daha hazırlıklı olması gerektiği anlaşılmıştır. Afet yönetiminin evreleri (afet öncesi, sırası ve sonrası) düşünüldüğünde, bu üç dönemin birbiriyle bir bütün olarak ele alınması gerektiği ortadadır. Buradan hareketle bu çalışma kapsamında, afet yönetimindeki aksaklıkların giderilmesinde önemli bir rol oynayacağı tahmin edilen hem vatandaşların hem de yetkili kurumların kullanabileceği web CBS tabanlı bir dizi mobil ve web uygulamaları tasarlanmıştır. Bu uygulamalar, hızlı ve etkin müdahale süreçlerini destekleyerek şehir yönetiminin afetler karşısında daha hazırlıklı olmasını sağlayacaktır. Uygulamalar ile Gümüşhane şehrinde muhtemel afet ve acil durumlardan önce vatandaşlar, afet ve acil durum toplanma alanları hakkında bilgilendirilecek ve toplanma alanlarının bilinirliği arttırılacaktır. Ayrıca vatandaşlar afet ve acil durum esnasında ve sonrasında geçici barınma yerleri hazırlanıncaya kadar, tasarlanan mobil uygulamalar ile ihtiyaçlarını kriz merkezine iletebilecektir. İhtiyaçlar tasarlanan canlı takip paneli üzerinde anlık olarak görülebilecek, yetkili kurumlar tarafından değerlendirilerek en hızlı sürede olaya müdahale edilmesi sağlanacaktır. Sonuçta tasarlanan uygulamalar ile bu kritik dönemde bütüncül bir afet yönetiminin gerçekleştirilmesi ve afet ve acil durumların başarılı bir şekilde yönetilmesi sağlanmış olacaktır. After the earthquakes centered in Kahramanmaraş Pazarcık (7.7 Mw) and Elbistan (7.6 Mw) on February 6, 2023, which were described as the disasters of the century, it became clear both how important disaster management is in Türkiye and that countries with disaster risk should be more prepared for disaster management. For this reason, it is obvious that all three phases of disaster management (before, during, and after the disaster) should be handled. Within the scope of this study, a series of mobile and web applications based on web GIS, which are expected to play an important role in eliminating the failures in disaster management, have been designed. Both citizens and local administrations will be able to use these applications at the same time. These applications will support fast and effective response processes and will enable the city administration to be more prepared for disasters. Thanks to the designed applications, citizens will be able to have information about disaster and emergency gathering areas before possible disasters and emergencies in Gümüşhane city. In addition, citizens will be able to communicate their needs to the disaster crisis center through mobile applications designed during and after disasters and emergencies (until temporary shelters are prepared). The needs of those who request needs will be instantly visible on the live monitoring panel designed for the disaster crisis center. Thus, authorized institutions will be able to meet the needs in the fastest time. As a result, with the applications designed, holistic disaster management will be realized in this critical period and successful management of disasters and emergencies will be ensured.Item A detailed GIS based assessment of bioenergy plant locations using location-allocation algorithm(2023-09-16) Akça, Mehmet Sadık; Sarıkaya, Ömer Visali; Döker, Mehmet Fatih; Ocak, Fatih; Kırlangıçoğlu, Cem; Karaaslan, Yakup; Satoğlu, Şule Itır; Altınbaş, MahmutLogistics plays a crucial role in the operation and planning of biogas plants. To achieve better economic returns and develop effective waste management strategies, optimizing the location of these plants is essential. Geographical Information Systems (GIS) have proven to be a valuable tool for evaluating plant locations and logistics. In this study, a detailed GIS-based mapping of energy sources and plant location optimization was conducted for the Meric-Ergene basin in Northwestern Turkey. This region is well-known for its intensive livestock activities; cattle manure and sewage sludge are considered as energy sources. The model used in this study takes into account various factors, including infrastructural, environmental, and regulatory constraints, transportation distances and costs. Three different scenarios were developed for installed capacities of 5 MW, 1.7 MW, and 1 MW. An energy density map was generated using kernel density interpolation, and the plant locations were determined by solving the location-allocation problem for each scenario. The total energy potential of the study area resulting from cattle manure and sewage sludge was found to be 23.6 MWh per hour. To utilize all the energy sources considered in the study, five plants with a capacity of 5 MW should be constructed. However, when the installed capacity was reduced to 1.7 MW, the number of required plants increased to 14, and for an installed capacity of 1 MW, 24 plants were necessary. The model output revealed that transportation costs increased more than tenfold when installed capacity was increased from 1 MW to 5 MW. Along with transportation costs, the maximum transportation distance should be increased from 40 km to 100 km to cover all energy sources for 5 MW plants. Therefore, it was concluded that installed capacities of 1.7 MW and 1 MW were more suitable than that of 5 MW, considering economic and environmental concerns.Item Use of web-based gıs applicatıons in geography teaching—the implicatıons from Türkiye(Journal of the Geographical Institute “Jovan Cvijić” SASA, 2023-03-23) Ocak, Fatih; Döker, Mehmet Fatih; Ünsal, ÖmerGeography, as a discipline which examines the earth, aims to increase analytical thinking skills by instilling spatial thinking (ST) skills in students. The youth who enrich a sense of space with these talents will effectively solve the spatial problems they encountered. In the modern world, where spatial issues are frequently being faced with, ST is extremely important for analyzing and interpreting data. Geographical information systems (GIS) appear as a method commonly used to process data and transform it into spatial information. In this context, despite the renewal of the secondary education (SE) geography curriculum in Türkiye, with the components required for the use of GIS at the SE level, prevented the use of GIS in SE from reaching the desired level. Developments in technologies have also caused significant changes in the field of GIS with the power of cloud technologies and, the work done in the personal computer environment has been moved to the internet environment. Web GIS applications, which can be used via a web browser, are much easier to use than desktop software and can reach many users from any device with the internet. Within the scope of the study, a sample application was designed to use web GIS tools in geography teaching. With the application, it is possible to assess the students’ achievements in the geography lessons regarding verbal and spatial data. Thus, it was aimed to ensure the active participation of the students in the geography lessons, develop their ST ability, and perception of space.Item CBS teknikleri kullanılarak deprem duyarlılık analizi için analitik hiyerarşi prosesi : Samsun Ladik Gölü Havzası örneği, Türkiye(Kesit Akademi Dergisi, 2022-12-25) Ocak, Fatih; Bahadır, Muhammetİnsanlığın en büyük sorunlarından birisi doğal afetlerdir. İnsanlığı en çok tehdit eden doğal afet ise depremdir. Depremlerin gerçekleşmesine engel olmak mümkün değildir, ancak deprem öncesi dönemde; halkın her daim deprem konusunda bilgilendirilmesi, dönemsel deprem tatbikatlarının yapılması, yerel olarak deprem planlarının hazırlanması, daha önemlisi depreme dayanıklı yapılar inşa edilmesi, erken uyarı sistemlerinin hayata geçirilmesi ve deprem duyarlılık analizlerinin gerçekleştirilmesi hayati önem taşımaktadır. Günümüzde depreme dayanıklı yapıların inşası bir yandan devam ederken, depremi önceden tahmin etmek için başarıya ulaşmış erken uyarı sistemlerinden bahsetmek oldukça güçtür. Ancak son zamanlarda risk yönetimine katkı sağlayacak deprem duyarlılık analizi çalışmaları önem kazanmıştır. Deprem duyarlılık analizi, risk yönetimi kapsamında depreme dayanıklı yapıların nereye inşa edileceği ve yerleşmelerin nerede kurulacağı gibi önemli hususlara altlık oluşturmaktadır. Bu çalışmada Ladik Gölü Havzası’nda deprem duyarlılık sınıflarının belirlenmesi için Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve Analitik Hiyerarşi Prosesi’nden (AHP) yararlanılmıştır. Çalışma kapsamında saha ile ilgili erişilebilen eğim, litoloji, fay hatlarına uzaklık, en büyük yer ivmesi, yeryüzü şekilleri ve zeminin geçirimlilik durumu olmak üzere altı (6) coğrafi faktör dikkate alınmıştır. Tüm bu coğrafi faktörler alt kriterlere ayrılmış ve deprem duyarlılık analizinde kullanılmak üzere her ana coğrafi faktör ile alt kriteri için ağırlık oranı hesaplanmıştır. AHP ile belirlenen ağırlık oranları CBS teknikleriyle ana coğrafi faktörlere uygulanmış ve ağırlıklı çakıştırma aracı ile deprem duyarlılık analizi gerçekleştirilmiştir. Nihai sonuç düşük, orta, yüksek ve çok yüksek şeklinde dört (4) farklı sınıfa ayrılmıştır. Yapılan bu gruplamaya göre Ladik Gölü Havzası’nda 42,99 km2’lik alan deprem duyarlılığı açısından çok yüksek, 15,65 km2’lik alan yüksek, 39,32 km2’lik alan orta ve 49,84 km2’lik alan da düşük duyarlılığa sahip çıkmıştır. Bu değerler yerleşme dönemi boyunca en büyük depremi 26 Kasım 1943 tarihinde (Mw 7,2 büyüklüğünde) yaşamış olan Ladik Gölü Havzası’nın hala deprem duyarlılığı açısından önemli bir potansiyel barındırdığını göstermektedir. One of the maximum problems of humanity is natural disasters, and earthquake is the most threatening natural disaster to humanity. It is not possible to prevent earthquakes from happening, but in the preearthquake period; It is essential to always inform the public about earthquakes, implement periodic earthquake drills, prepare local earthquake plans, more importantly, construct earthquake resistant structures, implement early warning systems and to implement earthquake susceptibility analyzes. Today, while the building of earthquake resistant structures continues, it is not yet possible to talk about successful early warning systems to predict earthquakes. However, earthquake susceptibility analysis studies that will contribute to risk management have come into prominence, recently earthquake susceptibility analysis position oneself to do something for essential issues such as where to build earthquake resistant structures and where to establish settlements within the scope of risk management. In the present study, Geographical Information Systems (GIS) and Analytical Hierarchy Process (AHP) were used to determine earthquake susceptibility classes in Basin of Lake Ladik in Samsun. Six (6) geographical factors were deter mined for earthquake susceptibility analysis, including slope, lithology, distance to fault lines, maximum ground acceleration, topography, and permeability of the ground. All these geographical factors were divided into subcriteria. The weight ratio was calculated for each main geographical factor and its sub-criteria to be used in the earthquake susceptibility analysis. Weight ratios were determined with AHP, and these ratios were joined to the main geographical factors with GIS techniques, and earthquake susceptibility analysis was performed with the weighted overlay tool. The final result was divided into four(4) different grades: low, medium, high, and very high. Its susceptibility area of 42,99 km2 in Basin of Lake Ladik is very high in terms of earthquake susceptibility,15,65 km2 is high, 39.32 km2 is medium, and 49,84 km2 is low, according to this grouping. These values show that; Basin of Lake Ladik, which experienced the major earthquake (Mw 7,2 magnitude) on 26 November 1943 during the settlement period, is still at susceptibility of earthquakes.Item Bakacak Deresi Havzası’nın (Samsun) coğrafi analizi ve taşkın duyarlılığı(2024-09-21) Ocak, Fatih; Bahadır, Muhammet; Aylar, FarukDoğal afetler coğrafi mekânın bir parçasıdır. Ülkemizi en çok etkileyen doğal afetlerden birisi de taşkınlardır. Taşkınlar, gerekli önlemler alınmaz ise can ve mal kayıplarına sebep olabilen birer doğal afete dönüşmektedirler. Türkiye’de yaşanan taşkın afetinin en etkili olduğu alanların başında Karadeniz kıyı kuşağı gelmektedir. Bu durum, çalışma sahasının belirlenmesinde önemli bir etken olmuştur. Çalışma sahası Karadeniz Bölgesi’nin Orta Karadeniz Bölümü’nde ve Samsun ilinin doğu kesiminde yer alır. Bu çalışmada Tekkeköy ilçe sınırları içerisinde yer alan Bakacak Deresi Havzası taşkınları, alınan önlemler ve taşkın duyarlılığı incelenmiştir. Çalışmada yöntem olarak ağırlıklandırılmış çok kriterli karar verme analizi kullanılmıştır. Bakacak Deresi Havzası taşkın duyarlılığını tespit edebilmek için eğim, bakı, toprak, arazi kullanımı, anakaya özellikleri, yağış, yükseklik ve kanala uzaklık olmak üzere sekiz (8) farklı coğrafi faktör dikkate alınmıştır. Bu kriterler arasında bir korelasyon oluşturulmuş ve böylece kriterlerin taşkın duyarlılık analizindeki etki değerleri ile ağırlık oranları belirlenmiştir. Ayrıca yöntemde kullanılan kriterlere ait etki değeri ve ağırlık oranları arazi çalışmaları ile desteklenmiştir. Yapılan taşkın duyarlılığı analizi dört sınıfa ayrılmış olup düşük, orta, yüksek ve çok yüksek şeklinde gruplandırılmıştır. Çalışma sahasında geçmiş yıllarda çok önemli taşkınlar yaşanmıştır. Özellikle 1990’lı yıllarda Tekkeköy Deresi’nin taşması ile şehir alanı sular altında kalmış, birçok ev ve işyeri zarar görmüştür. Aynı taşkında tarım arazilerinde de büyük zarar meydana gelmiştir. Bu nedenle 2000 yılında akarsu taşkın önleme kanalı ile şehirsel alan koruma altına alınmıştır. Yapılan analizlere göre kanal öncesinde havzada taşkına duyarlı alanların çok yüksek oranda olduğu, havza nüfusunun %80’inin çok yüksek taşkın duyarlılığı etki sahasında kaldığı tespit edilmiştir. Kanal inşa edildikten sonraki durum analiz edildiğinde ise sadece bir mahallede (Yavuzlar) çok yüksek taşkın duyarlılığı etkisi tespit edilmiş, diğer alanların taşkın duyarlılık derecesi azalmıştır. Bu durum, alınan küçük önlemlerin yaşanan doğal afetlerin doğal bir felakete dönüşmesini engellediğini ortaya koymuştur. Natural disasters are a part of the geographic environment. One of the natural disasters that most affect our country is flooded. Floods turn into natural disasters that can cause loss of life and property if necessary precautions are not taken. The Black Sea coastal belt comes most effective at the beginning of the flood disasters that occurred in Turkey. This situation has been an essential factor in determining the study area. The study area is located in the Black Sea Region's Central Black Sea Region and the eastern part of Samsun province. In this study, the floods of Bakacak Creek Basin located within the boundaries of Tekkeköy district, the measures are taken, and the flood susceptibility was examined. Weighted multi-criteria decision-making analysis was used as a method in the study. Eight (8) different criteria were used to determine the flood susceptibility of Bakacak Creek Basin: slope, aspect, soil, land use, geology features, precipitation, elevation, and distance to the canal. A correlation was established between these criteria, and thus, the effective values of the criteria in the flood susceptibility analysis and their weight ratios were determined. In addition, the impact value and weight ratios of the criteria used in the method were supported by field studies. The flood susceptibility analysis was divided into four classes and grouped as low, medium, high, and very high. Very important floods were experienced in the study area in the past years. Especially in the 1990s, with the overflow of the Tekkeköy Stream, the city area was flooded, and many houses and workplaces were damaged. In the same flood, significant damage was caused to agricultural lands, too. For this reason, in 2000, the river was surrounded by a canal in the urban area with a flood prevention channel. According to the analysis made, it has been determined that there were very high flood susceptibility areas in the basin before the canal, and 80% of the basin population remained within the impact area of very high flood susceptibility. When the situation after the construction of the canal was analyzed, a very high flood susceptibility effect was detected in only one neighborhood (Yavuzlar), and the flood susceptibility level of other areas decreased. This situation revealed that small measures taken prevent natural disasters from turning into natural disasters.Item Gümüşhane şehrinde afet ve acil durum toplanma alanlarının coğrafi bilgi sistemleri ortamında değerlendirilmesi(Doğu Coğrafya Dergisi, 2020-12) Mürşit, Şirin; Ocak, FatihÜlkemiz bulunduğu coğrafi konum itibarıyla başta deprem olmak üzere, taşkın ve sel, heyelan, kaya düşmesi gibi birçok doğal afetin yaşandığı bir ülkedir. Bu doğal afetlerin kökenleri farklı olsa da etkilediği en önemli varlık insandır. Bundan dolayı insanı, afetlerin etkisinden korumak, afetler ve acil durum sırasında yaşanan durumu iyileştirmek ve planlı hareket etmek için T.C. İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından birçok tedbir alınmaktadır. Afetler öncesi alınan bu tedbirler kapsamında yapılan önemli çalışmalardan birisi de afet ve acil durum sırasında toplanılacak alanların tespit ve ilan edilmesidir. Bu alanların tespiti ve afet öncesi vatandaşlara bilgilendirme yapılması son derece önemlidir. Afet ve acil durum toplanma alanlarının tespit edilmesi hem saha gözlemleri hem de son zamanlarda idarecilere karar vermede önemli bir rol oynayan Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) sayesinde gerçekleştirilmektedir. Ülkemizde karakterlerine göre zamanları farklı olsa da doğal afetlerin oldukça sık görülmesi afet öncesi toplanma alanlarının tespit edilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu itibarla bu çalışmada Gümüşhane şehrinde Gümüşhane Valiliği İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü tarafından belirlenen mevcut afet ve acil durum toplanma alanlarının haritası çıkarılmış, bu alanlarının doğruluğu AFAD tarafından belirlenen kriterler çerçevesinde tartışılmış ve mekânsal temele dayalı en uygun toplanma alanlarının nereler olabileceği analiz edilmiştir. Gümüşhane Valiliği İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü ve Gümüşhane’deki il ve ilçe belediyelerin iş birliği ile 2019 Ekim ayından itibaren Gümüşhane ilinde 626.571 m2 alana sahip toplam 134 adet toplanma alanı oluşturulmuştur. Bu alanlar 128.330 kişilik nüfusa hitap ederken, kişi başına da ortalama 6 m2 alan düşmektedir. Çalışma alanı olarak seçilen şehir merkezinde ise 40.728 kişilik nüfusa hitap eden 107.890 m2 alana sahip, kişi başı 2.65 m2 alana karşılık gelen 24 adet toplanma alanı bulunmaktadır. Bu toplanma alanlarının mekânsal bir temel üzerine oturtulması, afet ve acil durum esnasında daha olumlu sonuçlar vereceği yaklaşımıyla çalışma kapsamında AFAD’ın belirlemiş olduğu kriterlerden nüfus, eğim, arazi kullanımı, jeoloji, yükseklik, yollara, binalara ve akarsu yataklarına uzaklık gibi farklı coğrafi kriterler dikkate alınarak en uygun toplanma alanları tespit edilmiştir. İlgili kriterlere ise Gümüşhane’de en çok meydana gelen doğal afetler dikkate alınarak Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) ile ağırlık atanmış ve ağırlıklı çakıştırma analizi ile en uygun toplanma alanları tespit edilmiştir. Yapılan analiz sonucu Gümüşhane şehrinde mevcut 24 adet toplanma alanına ek olarak 26 adet alternatif toplanma alanı belirlenmiştir. Çalışmadan önce kişi başına düşen toplanma alanı kriterlerine sadece 3 mahalle uygunluk gösterirken önerilen alternatif alanlarla bu sayı 12 mahalleye çıkmış ve şehir genelinde kişi başına düşen mevcut toplanma alanı 2.65 m2’den 4.6 m2’ye ulaşmıştır. Böylece yaşanabilecek herhangi bir afet ve acil durumda Gümüşhane şehrinde yaşayan nüfusun kısa zamanda doğru yerlerde toplanması sağlanarak geçici barınma yerleri hazırlanıncaya kadar nüfusun kaostan uzak güvenli bölgelerde toplanması hedeflenmiştir. Our country is a country where many natural disasters such as earthquakes, floods, landslides and rock falls are experienced due to its location. Although the origins of these natural disasters are different, the most important asset they affect is human. Therefore, many measures are taken by Ministry of Interior Disaster and Emergency Management Presidency to protect people from the effects of disasters, to improve the situation during disasters and emergencies, and to act in a planned manner. One of the important works carried out within the scope of these precautions taken before disasters is the determination and announcement of the areas to be gathered during disasters and emergencies. It is extremely important to identify these areas and to inform the relevant citizens before the disaster. The identification of disaster and emergency meeting areas is carried out by both field observations and Geographical Information Systems, (GIS) which has played an important role in decision-making for administrators. The fact that natural disasters appear quite frequently in our country, although their times are different according to their characters, shows the fact that predisaster meeting areas are determined. In this study, the current disaster and emergency meeting areas determined by Gümüşhane Governorship Provincial Disaster and Emergency Directorate in the city of Gümüşhane were mapped, the accuracy of these areas were discussed within the framework of the criteria determined by Disaster and Emergency Management Presidency and the most suitable meeting areas based on spatial basis were analyzed. With the cooperation of Gümüşhane Governorship Provincial Disaster and Emergency Directorate and provincial and district municipalities in Gümüşhane, a total of 134 meeting areas with 626,571 m2 area have been created in Gümüşhane since October 2019. While these areas appeal to a population of 128,330, there is an average of 6 m2 per person. In the city center selected as the study area, there are 24 meeting areas with an area of 107,890 m2 , corresponding to an area of 2.65 m2 per person, addressing a population of 40,728. The criteria set by the Ministry of Interior Disaster and Emergency Management include population, slope, land use, geology, elevation, roads, with the approach that these gathering areas are based on a spatial basis and will yield more positive results during disasters and emergencies, the most suitable gathering areas have been determined by taking into account different geographical criteria such as distance to buildings and streams. Considering the most common natural disasters in Gümüşhane, weights have been assigned to the relevant criteria with Analytical Hierarchy Process (AHP) and the most suitable gathering areas have been determined by weighted overlapping analysis. As a result of the analysis, 26 alternative meeting areas were determined in addition to the 24 available meeting areas in city of Gümüşhane. While only 3 neighborhoods comply with the criteria of meeting space per person before the study, this number has increased to 12 neighborhoods with the proposed alternative areas and the current gathering area per person in the city has increased from 2.65 m2 to 4.6 m2 . Thus, it is aimed to gather the population of Gümüşhane in the right places in a short time in case of any disaster and emergency, and to gather the population in safe areas away from chaos until temporary shelters are prepared.Item Örnek taşkın risk modeli oluşturulması ve Ünye şehrindeki derelere ait taşkın risk analizleri(The Journal of Academic Social Science Studies, 2020) Ocak, Fatih; Bahadır, MuhammetDünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de özellikle son 15-20 yıldır görülme sıklığı giderek artan sel ve taşkın olayları hem can hem de mal kaybına neden olmaktadır. Son yıllarda etkilerini daha çok hissettiğimiz doğal afetler her ne kadar fiziki faktör olan iklim, jeomorfolojik özellikler, bitki örtüsü vb. ile yakından ilgili olsa bile bir o kadar da artan nüfus, plansız şehirleşme, akarsu havzalarındaki ekonomik ve beşeri faaliyetler ile de doğrudan ilişkilidir. Özellikle sel ve taşkın gibi meteorolojik kökenli afetlerin son zamanlarda değişen iklim şartları ile yıkıcı etkisinin daha çok olduğu ve bu afetlerin daha sıklıkla meydana geldiğini söylemek de mümkündür. Ülkemizde özellikle Karadeniz kıyı kuşağında ani yağışların ardından oluşan seller kıyı kentlerini olumsuz etkilemektedir. Bu gibi durumlar göz önüne alındığında ve ülkemizde taşkınların en fazla Karadeniz Bölgesi’nde meydana geldiği düşünülürse taşkın risk analizlerinin yapılması ve sonuçlarının ilgili birimlerle paylaşılması bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu çalışmada Ünye ilçe sınırları içinde kalan altı (6) adet havzanın taşkın risk analizi Coğrafi Bilgi Sistemleri tekniklerinden yararlanarak gerçekleştirilmiştir. Yine taşkın risk analizleri için örnek bir taşkın modeli oluşturulmuş ve bu model sayesinde olası bir taşkın anında risk teşkil edebilecek bölgelerin belirlenmesi sağlanmıştır. Böylece afet öncesi, afet sırasında ve sonrasında neler yapılabileceği üzerinde durulan bir model geliştirilmiştir. Taşkın risk analizinin yapıldığı bu çalışmada Çok Kriterli Karar Verme yönteminin bir metodu olan ve taşkın risk gruplarının belirlenmesi için eğim, bakı, toprak, arazi kullanımı, jeoloji, yağış ve yükseklik olmak üzere yedi (7) parametreden oluşan Analitik Hiyerarşi Yöntemi (AHP) kullanılmıştır. Bu verilerle sadece bilgisayara bağlı kalmadan, doğal ortamdaki bileşenleri de hesaba katmak için arazi çalışmaları yapılmış, yerinde gözlemlerde bulunulmuş, örnek konumsal noktalar seçilmiş ve kontrollü sınıflandırma yapılmıştır. Böylece arazi çalışmaları ile elde edilen bulgular coğrafya çalışmaları için önemli bir araç olan Coğrafi Bilgi Teknolojileri ile işlenmiştir. Sonuçta bütüncül bir taşkın erken uyarı sistemi modeli hedeflenmiştir. As in many other countries of the world, the flood incidents which have been increasing in our country especially in the last 15-20 years cause loss of both life and property. In recent years, natural disasters, whose effects are more felt, are the physical factors such as climate, geomorphological features, vegetation and so on. Although it is closely related to the increasing population, unplanned urbanization, the economic and human activities in the river basins are also directly related. It is possible to say that especially disasters of meteorological origin such as floods have more destructive effects with changing climate conditions and these disasters occur more frequently. In our country, floods that occur after sudden rains especially in the Black Sea coastal belt adversely affect coastal cities. Considering such situations and considering that most of the floods occur in our country in the Black Sea Region, it has become a necessity to carry out flood risk analysis and to share the results with the relevant units. In this study, flood risk analysis of six (6) basins within the borders of Unye district was carried out by using Geographical Information Systems techniques. Again, a flood model was created for flood risk analysis and it was provided to identify the areas that could pose risks in case of a flood. Thus, a model that focuses on what can be done before, during and after a disaster has been developed. In this study in which flood risk analysis is performed, Analytical Hierarchy Method (AHP) which is a method of Multi Criteria Decision Making method which consists of seven (7) parameters including slope, aspect, soil, land use, geology, precipitation and height is used for determination of flood risk groups. With these data, field studies were conducted to take into account the components in the natural environment without being connected to the computer, observations were made on site, sample positional points were selected and controlled classification was made. Thus, the findings obtained through field studies were processed with information technologies, an important tool for geography studies. As a result, an integrated flood early warning system model is targeted.Item COVID-19 salgınının Türkiye’deki coğrafi dağılışının izlenmesinde Web CBS kullanımı(Türk Coğrafya Dergisi, 2020-10-30) Döker, Mehmet Fatih; Ocak, FatihAralık 2019’da ilk defa Çin’in Wuhan şehrinde tespit edilen ve bu şehirden kısa sürede yayılan ve küresel çapta bir afet haline dönüşen Covid-19 pandemisi tüm dünyayı etkisi altına alan salgın bir hastalıktır. Hastalığın dağılış ve yayılışında birçok coğrafi faktör etkili olmuş ve olmaktadır. Sürecin izlenmesi ve yönetilmesinde dünya üzerindeki binlerce vakanın mekânsal takibinin yapılabilmesini sağlayan Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) kullanılmaktadır. CBS, hastalıkların haritalanması ve kümelenmesini farklı mekânsal modelleme yöntemleri ile ortaya koyabilmektedir. Son yıllarda internet teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler ile birlikte yapılan çalışmalar internet ortamına aktarılarak çok sayıda kullanıcıya aynı anda ulaştırılabilme imkânına kavuşmuştur. Bu çalışmada da web haritaları ve web uygulamaları geliştirilmiş, Covid-19 pandemisi ile ilgili verilerin mekân ile ilişkilendirilerek sunulduğu bir platform tasarlanmıştır. Türkiye özelinde çeşitli istatistiksel verilerle karşılaştırılarak web tabanlı uygulamalar üzerinden anlık olarak yayınlanması hedeflenmiştir. Çalışmanın ilk ayağını veri tabanı tasarımı, veri üretimi ile tematik haritaların tasarlanması; ikinci ayağını ise web servislerinin yayınlanması, web haritalarının üretilmesi ile web ve mobil uygulamaların tasarlandığı web CBS tarafı oluşturmaktadır. Hazırlanan Covid-19 Küresel Takip Paneli uygulaması veri güncelleme ve güncelliği, veri tabanı, CBS servis mimarisi ve web ara yüzü ile bütüncül bir sistemin sonuç ürünüdür. Benzer uygulamalara göre en önemli farklılığı ülkemiz özelinde insan-mekân ilişkisinin ortaya konmasıdır. Uygulama hem ülkemiz hem diğer dünya ülkelerinin Covid-19 güncel durumlarının anlık olarak takip edilmesini sağlamaktadır. Bunun yanı sıra tüm ülkelerdeki kesinleşen, iyileşen ve vefat eden toplam vakalar listelenmekte, ülkemizdeki Covid-19 toplam test, kesin vaka, iyileşen vaka, aktif vaka ve vefat edenlerin günlük seyirleri takip edilebilmektedir. Covid-19 vakaları ile ilişkili istatistiksel verilerden, ülkemiz özelinde demografik veriler ve hastane kapasitelerine il bazında ulaşılabilmektedir. Ülkemizin il bazında yaşlı nüfus oranlarının haritalanması ile Covid-19 açısından riskli bölgeler tespit edilebilmektedir. Aynı zamanda ülkemiz ve Avrupa ülkeleri arasındaki 65 yaş üstü nüfus oranı karşılaştırılabilmektedir. The COVID-19 pandemic, which was first discovered in December 2019 in the city of Wuhan in China, spread from this city in a short time to almost the entire world and turned into a global-level disaster, is a pandemic that has influenced the entire world. Many geographical factors have been and are being effective in the distribution and prevalence of the disease. Geographic Information Systems (GIS) are used to monitor and manage the process, allowing spatial tracking of thousands of cases around the world. GIS may present the mapping and clustering of diseases with different spatial modelling methods. With the developments in internet technologies in recent years, the studies have been transferred to the internet environment and have gained the opportunity to reach many users at the same time. In this study, web maps and web applications were developed, and a platform was designed to present data related to the Covid-19 pandemic by associating it with the space. Turkey via the web-based applications compared to a variety of statistical data in particular has been targeted to be published instantly. The first pillar of the study consisted of database design, data production and thematic map design, while the second pillar of the study involved broadcast of web services, production of web maps and the web GIS aspect where web and mobile applications were designed. The COVID-19 Global Monitoring Panel application is an end product of a holistic system with data updating and currency, a database, GIS service architecture and web interface. The most unique aspect of the study is presentation of the human-space relationship specifically for Turkey. The application allows instantaneous monitoring of the current COVID-19 statuses of both Turkey and other countries of the world. In addition to this, the confirmed, recovered and deceased total cases in all countries are listed, and the daily counts of COVID-19 total tests, confirmed cases, recovered cases, active cases and deaths in Turkey may be monitored. From statistical data related to COVID-19 cases, demographic data and hospital capacities for Turkey may be accessed on a provincial level. By mapping elderly population ratios on a provincial level for Turkey, risky regions in terms of COVID-19 may be determined. Additionally, the over-65 years old population rates may be compared between Turkey and European countries.Item Hidrofobik yüzeylerin türbülanslı boru akımlarında sürtünme kayıplarına etkisinin deneysel incelenmesi(Düzce Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Dergisi, 2021-12-21) Pehlivan, Mustafa; Özbey, MustafaBu çalışmada, pürüzsüz bakır boru iç yüzeyi hidrofobik özellik kazandırılacak şekilde kaplanarak türbülanslı akımda basınç kaybı ve sürtünme faktörü üzerindeki etkisi deneysel olarak incelenmiştir. Kaplama malzemesi olarak floroidetilenpropilen (FEP) ve bu temel malzemeye ağırlıkça %1 oranda grafen (FEP-G) ve grafit (FEPC) ekleyerek elde edilen solüsyonlar kullanılmıştır. FEP, FEP-G ve FEP-C malzemeleri ile pürüzsüz bakır boru iç yüzeyleri sprey yöntemi ile kaplanıp 400 °C sıcaklıkta kurutularak hidrofobik yüzeyler elde edilmiştir. İşlenmemiş konvansiyonel pürüzsüz bakır yüzeyi ile FEP, FEP-C ve FEP-G kaplı yüzeylerin hidrofobikliği temas açıları sırasıyla 65°, 93°, 96° ve 102° olarak ölçülerek belirlenmiştir. Türbülanslı akımda, 5000 – 30000 Reynolds sayıları aralığında deneysel olarak basınç kayıpları ölçülerek sürtünme faktörü belirlenmiştir. FEP, FEP-C ve FEP-G kaplı hidrofobik yüzeyler, konvansiyonel bakır yüzeye kıyasla 5000 – 30000 Reynolds sayısı aralığındaki türbülanslı akımda %7 - %36.1 aralığında sürtünme faktöründe bir azalma göstermiştir.Item Optimization of manufacturing parameters for fluorinated ethylene propylene (FEP)/graphene hydrophobic coatings(Afyon Kocatepe Üniversitesi Uluslararası Mühendislik Teknolojileri ve Uygulamalı Bilimler Dergisi, 2023-12) Özakın, Batuhan; Pehlivan, Mustafa; Acer, Orhan DenizAkışkan madde taşıyan yüzeylerin hidrofobik malzemelerle kaplanması sürtünme faktörünün azaltılmasında etkili sonuçlar göstermektedir. Bu çalışmada hidrofobik özellik sergileyen floroetilenpropilen (FEP) malzemenin hidrofobik davranışını artırmak için ilave edilen nano grafen katkısının üretim parametrelerinden katkı oranı, kürleme sıcaklığı ve kürleme süresi parametreleri optimize edilmiştir. Optimize edilen üç parametre için üç farklı seviye literatür kaynaklarından belirlenmiştir. Bu seviyeler grafen katkı oranları için ağırlıkça %1, %2, %3, kürleme sıcaklıkları için 200 ˚C, 300 ˚C, 400 ˚C ve kürleme süreleri için ise 30 dak, 40 dak, 50 dak olarak uygulanmıştır. L9 Taguchi dizisine uygun şekilde AISI 304 sac malzeme yüzeylerine floroetilenpropilen/grafen karışımı uygulanmış ve kürleme işlemi fırında tamamlanmıştır. Optimizasyon işlemi yüzeylere bırakılan su damlasının temas açıları yanıtlarına göre gerçekleştirilmiştir. Floroetilenpropilen içerisine ilave edilen grafenin optimum katkı oranı %1, kürleme sıcaklığının optimum değeri 400 ˚C ve kürleme süresinin optimum değerinin ise 40 dak olduğu tespit edilmiştir. Varyans analizinden temas açıları üzerinde en etkili parametrenin %96.78 oranla kürleme sıcaklığı olduğu belirlenmiştir. Floroetilenpropilen kaplama malzemesine ilave edilen katkılara optimum üretim parametrelerin uygulanması pompa, türbin, tesisat vb. uygulamalarda enerji tasarrufuna katkıda bulunabileceği sonucuna varılmıştır.